İmbat çıkmadan önceki o sessiz saat

İzmir'de yaz günleri iki parçadan oluşur: imbattan önce ve imbattan sonra.
Sabah saatlerinde şehir ağırdır. Körfezin yüzeyi cam gibi durgun, hava nemli ve hareketsizdir. Kordon'daki banklar boş, çay bahçelerinin tenteleri kıpırdamaz. Öğleye doğru sıcak iyice çöker; insanlar gölgeye, dükkân sahipleri kapı önündeki taburelerine çekilir. Herkes bir şey bekler gibidir.
Sonra, öğleden sonranın bir saatinde, denizden hafif bir serinlik gelir. Önce bir perdenin ucu kıpırdar, sonra bir bayrak açılır. Körfezin yüzeyi kırışır, küçük beyaz köpükler belirir. İmbat gelmiştir.
Bir rüzgârın adı
İmbat, sıcak yaz günlerinde karanın denizden daha çok ısınmasıyla oluşan bir deniz meltemidir. Gün boyu ısınan kara üzerindeki hava yükselir, yerini denizden gelen serin hava alır. İzmir'in körfezi, bu rüzgârın şehrin içine kadar sokulmasına izin veren bir koridor gibidir.
Bilimsel açıklaması bu kadar basit. Ama İzmirliler için imbat, bir hava olayından çok daha fazlasıdır. O, günün ikinci yarısının başladığını haber veren bir işarettir.
Şehir imbata göre kurulmuş
Eski İzmir evlerinin pencerelerinin yönüne bakarsan, çoğunun denize, yani imbatın geldiği yöne açıldığını görürsün. Kordon boyunca sıralanan binalar, rüzgârı içeri almak için tasarlanmış gibidir. Akşamüstü balkona çıkıp oturmak, bir alışkanlıktan çok bir ihtiyaçtır.
Balıkçılar imbatı bilir; ne zaman çıkacağını, ne kadar süreceğini, ne zaman dineceğini. Yelkenciler onu bekler. Vapur kaptanları, öğleden sonraki seferlerde körfezin biraz daha dalgalı olacağını hesaba katar.
Çocuklar ise onu en çok sever: imbat demek, sahilde uçurtma demektir.
Sessiz saat
Bu yazının asıl konusu imbat değil, ondan hemen önceki saat.
Öğle ile imbat arasındaki o kısa aralıkta İzmir'de garip bir sessizlik olur. Sıcak en yüksek noktasındadır ama henüz rüzgâr yoktur. Sokaklar boşalır, sesler azalır. Martılar bile daha az bağırır gibidir. Şehir nefesini tutmuş, bekler.
Bu saatin kendine ait bir ağırlığı ve bir güzelliği vardır. Kordon'da yürüyorsan, adımlarının sesini duyabilirsin. Denizin kokusu daha belirgindir. Uzakta Karşıyaka'nın binaları, sıcağın titreştirdiği havada bulanık görünür.
Ve sonra o ilk serinlik gelir. İnsanlar farkında olmadan başlarını kaldırır, yüzlerini denize çevirir. Bir şey çözülür.
Değişen bir şehir, değişmeyen bir rüzgâr
İzmir son yıllarda çok değişti. Kordon'un önü dolduruldu, binalar yükseldi, sahil düzenlendi. Ama imbat hâlâ aynı saatte, aynı yönden geliyor. Belki şehrin en eski ve en sadık sakini odur.
Bir gün İzmir'de bir yaz öğleden sonrası geçirirsen, saatine bakma. Sadece bekle. Perdeler kıpırdamaya başladığında, günün asıl başladığını anlayacaksın.